24 Temmuz 2008 Perşembe

Kürt Siyaseti üzerine bir deneme-1

Son dönemlerdeki Ergenekon tartışmaları içinde iki ufak detay pek de gündeme getirilmiyor. Birincisi ; darbe girişimini suç gören zihniyetin darbecileri hala yargılamaması, ki bu da demokrasicilik oyununda ki samimiyeti gösterir. Yani Darbe girişiminde bulunmak suç ama darbe yapmak suç değil gibi bir denklem çıkar ki ; sorarlar adama bu ne perhiz ne lahana turşusu diye...
İkinci olay ise imralı tapınağının ergenekondan uzak durun açıklaması oldu. Ki aynı perhizi burda da sorarlar demek gelsede Tapınağa yönelik hiçbir eleştiri mümkün olmadığından bunu "bir takım çevreler" yapamıyor o vakit biz yapalım
en önemli soru heralde "neydiniz efeler ne oldunuz ?" olacaktır.
Bir siyasi harekete karakterini veren o siyasi harekete yön verenlerin eğilimleridir. Makyevelist yapıdaki sağcı siyasetlerin genel tavrı dün dündür bugün bugün! yani her an değişebilir ,fikirleriyle tezat düşebilirler ancak bunların hepsi onlar için normaldir çünkü sağcılık genel olarak kaypak zeminde at koşturmaktır. Bunuda ülkemizde demirellerden özallara tayyiplere kadar yaşadık , yaşıyoruz.Sol siyasette ise tutarlılık temel prensiptir , zaten tutarlı olmayan siyasi yapılar ya savrulur revizyonist- reformist olurlar ya da zaten hiç solcu olmamışlardır.

Kürtçü siyasetin bugün geldiği konum bize ülkemiydeki sol bukalemonların gözükmesinde bizlere ışık tutuyor. Kendini tarikat şeyhine bağlar gibi örgüt liderine bağlayan kürtçü hareket, yoğun feodal özneleri içinde barındırmaktadır. Ama en ilginci son dönem İmralı Şeyhinin Marksın analizlerini beğenmeyip " ben onu yeniden yorumladım" açıklaması oldu. Hareket mimarisi itibariyle bu tarzı benimsemesede gelinen süreçte artık Kürtçü siyaset Apoculukla eş anlamlı hale gelmiştir.Oysa Hareketin mimarlarından Türkiye siyasetinde önemli bir yer almasında mihenk taşı olan DEVRİMCİ Mazlum Doğan bu konuya savunmasında gayet net cevaplar veriyor. Bakın Mazlum Doğan ne diyor:
" DURUSMA HAKIMI- Hangi noktalara katiliyorsun, hangilerine katilmiyorsun? Çok kisa degin. MAZLUM DOGAN - Evet. Simdi, genel olarak hareket Türkiye kamuoyunda, resmi basin tarafindan, yayin organlari tarafindan Apocular diye tanitilmaktadir. Halk arasinda, bizim disimizdaki çesitli Türkiye'deki sol gruplar ve Kürdistan'daki burjuva milliyetçi hareketler tarafindan böyle adlandirilmaktadir.
Oysa bir siyasal organizasyonun bir kisinin adiyla lanse edilmesi dogru bir sey degildir. Aslinda gerçekte de böyle degil. Adi üzerinde bir partidir ve adi da Partiya Karkeren Kürdistan'dir. Daha çok Apocular diye lanse edilmesi Kürt burjuva milliyetçileri tarafindan yapilmistir. Bu, kastin yani sira bir de Kürdistan halkinin köylü anlayisindan kaynaklaniyor. Halk, örnegin CHP'yi Ecevit'le özdeslestirir, AP'yi Demirel'le özdeslestirir vs. gibi. Bizde de böyle olmustur. Hareketin Önderlerinden, yol göstericilerinden Abdullah arkadasin adi dolayisiyla burjuva milliyetçilerinin ve devletin resmi yayin organi da dahil, çesitli yayin organlarinin da tesvikiyle veya katkisiyla hareket, halk arasinda Apocular olarak yayginlastirilmis ve tanitilmistir"
Gerçekten çok iyi bir tanımlama!!! Burjuva milliyetçilerinin tanımlaması olması gereken isim bizzat hareket tarafından kullanılıyorsa Mazlum Doğan gibi hareketin kurucuları bu harekete nesiyle katkıda bulunuyorlar!
Hareket bugün geldiği nokta itibariyle geçmişini inkar eder konuma düşmüştür. Bir Siyasi hareket ne zaman ki geçmiş bağlarından kopar savrulur o zaman işte o hareket artık varoluşundan başka biryöne evrilmiştir. Bugün hareketi kendinin varlığına bağlayan şeyhimize en güzel cevabı Kemal Pir Yoldaş veriyor. Bakın savunmasında ne diyor:
" Apoculukta zaten bizi tek kişiye bağlı göstermek gibi bir şeydi. Halbuki biz bir insana falan bağlı değiliz. Abdullah yoksa, bu hareket yoktur diye bir şey yoktur. Abdullah’ın kendisi de bu hareketin bir insanıdır. Durum budur. Böyle bir şey de yok."
Hareket bugünkü konumu ititbariyle Politik hedeflerini iki temele oturtmuştur.

a) İmralı Şeyhinin devlet tarafından muattap kabul edilmesi ya da tanınması
b) Kürt kimlik sorunu

Bu olgular araç değil artık amaç olduğu- ki bugün öyledir- takdirde bir feodal tarikatçi ve milliyetçiliğe evrilen bir yapı sergiler. Oysa biy hep biliriz ki Temel çelişki sınıfsal temellerden alınıp yatay temellere çekilirse bu hareket Sosyalistlerin ne cephesel ne fikirsel yoldaşı olabilir.
Bizler için temel ittifak olgusuda budur.Bakın Kemal Pir Yoldaş Harekete katılmada ki temel olguyu nasıl açıklıyor:
"Onun için bu hareketi araştırdım, baktım. Bu hareket ne diyor, ne demiyor. Komünist mi, değil mi? Sosyalist mi? Basit milliyetçi bir hareketse asla katılmazdım. Basit Kürt milliyetçi bir hareketi ise katılmazdım. Milliyetçiliğe karşıyım çünkü ben. Milliyetçi değilim, milliyetçi düşüncenin hangi ulustan olursa karşısıyım çünkü ben, milliyetçi değilim, milliyetçi düşüncenin hangi ulustan olursa karşısındayım. İster bunlardan olsun, ister ne olursa olsun, Kürtlerden olsun. Katılmazdım ben böyle bir harekete. "
Peki Şeyhimiz hareketin programından sosyalist örgüttür kavramını çıkaralı Kemal Pir ide örgütten atmış olmuyormu?
Bunun gibi daha bir çok örnek verebiliriz ,kaldı ki zaten bunlar cemaatin elinde de var. Ama bunları söylediğimizde ya işbirlikçi! ya Faşist! ya da işçi partisine evrilme dönemi yaşadığımız söylenebilir!
Ancak gelin görünki Şeyh yakalandığında ilk sözleri:
"benim annem de türktü" "eğer şans verilirse Türkiye için çalımak istiyorum"
gülsekmi aceba ağlanacak bu hale!
Ayrıca hep başarısız ittifakların müttefiki Şeyh, harekete anlam verenler sonsuzluğa uğurlandıktan sonra nereye yanaşsam diye düşünüp bir karar verdi!
Ve her kendini eleştireni itham ettiği İşçi partisi türevliğiyle neler yapmış, kendinden dinleyelim
"Sayın Doğu Perinçek de buraya geldi. Dedim ki, bir devrim merkezi var, onun parlamenter sözcüsü ol. Eğer bir parlamenter sözcüsü olsaydı, Kürt-Türk birlikteliği de çok iyi gelişebilirdi. Kim kardeşlik istemiyor. Bize ikide bir milliyetçi diyorsunuz. Seni kendi ülkesinde ve devrimin bir merkezinde milletvekili adayı önerecek kadar Enternasyonalizme yatkınlık gösteren bir hareket mi milliyetçidir, yoksa buna tenezzül etmeyen, kendini çok üstte gören bir anlayışın sahibi mi milliyetçidir? Ve ben fazla anlamlı bulamadım...Tenezzül etmediler." (Gündem, 3 Mayıs 1993)"
Hareket bugün ne olduğu bilinmez bir hal almış konumda tabii ki bizi bu durum nispi derecede ilgilendiriyor.Çevremizdeki bukalemon solcuları görmemize fayda sağlıyorlar en azından!

22 Temmuz 2008 Salı

Oligarşi-Aligarşi

Ülke gündemi yoğun tartışmalar- sert çatışmalarla sarsılırken,halk ise bir türlü kendi gündemini oturtamıyor. Akşam sofrasındaki problemleri bile insanlarımızın sorunları yoğun iktidar çatışmaları altında adeta toz tanesi gibi savruluyor. Peki ne olduda ülke bir anda bazılarının değimiyle oligarşi içi, iktidar çatışmalarına savruldu?
açıkçası yaşanılan süreç ne oligarşi nede iktidar sahipleri arasındaki bir çatışmadır. Bunu şöyle temellendirebileriz. Öncelikle oligarşi terimini biraz açalım ; Aristo ,Yunan kaynaklı bu kelimeyi, iyi insanlardan müteşekkil belli bir zümre idaresi için değil, kötü kişilerin zulüm ve haksız idaresi için kullanmıştır. Çünkü Aristokraside de, bütün aristokrat kişilerin yani, imtiyazlı, soylu sınıfın kurduğu bir nevi iktidar grubu veya partisi mevcuttur. Oligarşide ise birkaç aristokrat aile bütün yetkileri eline almaktadır. Geniş bir iktidar grubu veya partisi yoktur. Oligarşi, aristokrat idârenin daraltılmış şeklidir.
Şimdi bu tanımlamadan üstad Aristoya atıfta bulunarak ülkemizdeki son dönemki fırtınalara bakalım. Kavga yaşanıyor kimler arasında AKAPE ve Ulusalcı denilen cenah arasında. biri mahkeme kararıyla diğerine saldırırken ötekide hüküm etme yetkileriyle tutuklamalarda bulunuyor. Biri hüküm eden grup diğeri çeşitli karanlık,"derin" ilişkilerin oluşturduğu bir grup.
Biri hüküm etme yetkisini Birleşik devletlerin icazetiyle yaparken , diğeri onun güdümündeki Siyasal zorun yetkisiyle gruplaşıyor. Biri Dünya bankasıyla hüküm etme yetkisini finanse ederken,diğeri aynı merkezin sümenaltı kaynaklarıyla kendini donatıyor. Ancak her iki yapıda da iktidar gücü Aristo hocanın kastettiği bütün yetkileri ele alma olgusu yok! Yani satrançta fil e karşılık at ı verirsiniz ama vezirler kaleler hala durur. Bizler sofralarımızdan ne vezirleri görürüz ne de şahları... Peki bu oligarşi ne menem bir derttir ki biz göremiyoruz.
Yada soruyu şu şekilde soralım: bu atlar filler çarpışırken veziri geren ne ki atları filleri çarpıstırıyor.?
Uluslararası yatırım danışmanlık Firması Lehman Brothers son dönemlerde zarar üzerine zarar açıklıyor.Petrol almış başını gidiyor. Dünyada bir sessiz fırtına bekleyişi....
David Romer ileri Makro ekonomi kitaplarında sıkışan kar marjını açmanın yollarını bulmuş?! ve vezirleri piyonlara yem etmekten kurtarmıştı,ya da o öyle olduğunu sanıyordu. Dünya Kapitalizmi freni patlamış hızlı bir tren gibi karşısındaki duvara doğru yol alıyor. Bu durumu çok iyi gören vezirler mecburen oyuna müdahale etmek zorunda kalıyorlar. BOP gibi Şeytan üçgeni ülkeler gibi,uluslararası terörizm gibi terimleri günlük hayatımıza sokacak kadar karışıyorlar oyuna. Bu uluslararası Kapitalizm terör örgütü milyar dolarlık bankaları soyarken ,içlerini boşaltırken verdiği mücadelenin aynısını soframızdaki bır kuru ekmeği çalmak içinde veriyor.
Geldiği nokta ise yeni bir krizi doğurdu.Kontrol edilemeyen tasarruflar.!!!
iktisat dersleri alanlar bilirler tasarruflar piyasadaki para akışını daraltır bu da ekonomiyi krize sürükler.bir yandan esnek çalışma koşullarıyla yaşanamaz maaşlara mahkum olan genel tüketici,bir yandan yoğun propagandayla alışverişe zorlanıyor. Ama artık ne tasarruf edecek nede alışveriş edecek hali kaldı.Peki nerede bu kontrol edilemeyen tasarruflar.?
üretmediğimiz emeğimizde? hiçbir iktisadi tanıma uymasada hergün güncelleşen iktisat yakında bunuda keşfedecek.
İnsanlar bir şekilde mali disiplini zayıf ülkelerde geçim yollarını buluyorlardı, bunun adına kayıt dışı ekonomi derdik. ancak yeni gelişen süreçte mali disiplini zayıf olan ülkelerde yeni bir ekonomik gelişme ortaya çıktı. artık üretme gücü azaldı. Dış ekonomik kaynaklardan beslenen insanlar haliyle yerel ekonomiyi besleyemez hale geldi buda kontrol edelemeyecek şekilde mali disiplinin sağlanmasını engelliyor. Nitelik olarak kayıt dışı ekonomiye benzesede kayıt dışı ekonomik faaliyetler kayıt içi ekonomiyi tetikler ama buradaki süreçte kayıt içi ekonomiyi daraltıyor.buna Kayıt dışı ekonominin yan etkisi demek hata olur, çünkü kayıtdışı ekonomi ya yatırıma ya tüketime yönelirken ,mali disipilini zayıf ülkelerde ekonomiye olan güvensizlik kayıt dışından gelen bu dönenceyi yine kayıtdışındaki tasarruflarda biriktiriyor.
İşte bu olgular uluslararası Kapitalizm terör örgütünü bu bölgelerde krizlere sürükleyerek Piyasalarını hırçınlaştırmaya yöneltiyor. Bu durum yaşanan çatışmanın ekonomik boyutu.
Birde siyasi boyutu varki bu durum ülkemizdeki çatışmada açıkça kendini ortaya koyuyor.
Dünyada soğuk savaştan sonra çeşitli benzer olgular yaratılmaya çalışıldı ama hiçbiri tutmadı en etkilisi uluslararası terörizm konseptı olsada, yapmacık bir olgu oldugu gün gibi ortada .
Oysa Yeni bir savaş zaten kapıda fazla aramaya gerek yok. Rusya o eski günlerine çarlık rusyasına dönmenin özlemiyle hiç sönmeyen ulus devlet ateşini tekrar alevlendirdi. Dünyada ulus devlet nitelikli yapılar güç kazanırken Globalci yaklaşımlar kan kaybediyor. Bunun en eğır sancılarını ise avrupa yaşamaya başladı. Bu ekonomik kriz ve bu siyasi evrişim ülkemizde AKAPE ve ulusalcı cenahı karşı karlıya getirdi , oysa her ikiside aynı bokun farklı kokuları.
İşte oligarşi böyle bişez
Mahirler, birgün karadeniz köyüne gitmişler ,ahali kahvede mahir başlamış konuşmaya
Halkımız emekçiler tütün emekçileri fındık emekçileri, Oligarşi sizin emeğinizin yarısını çalıyor ,Öligarşi tütünüüzün yarısını çalıyor,oligarşi fındığınızın yarısını çalıyor,oligarşi sofranızdaki ekmeğin yarısını çalıyor.ama anlatırken eli hep karşı köye doğru savruluyor. Mahirler köyden gidiyor. Muhtar yaşlılar heyetini acil toplantıya çağırıyor ve diyorki:
Karşı köyde aligarşi diye şerefizin biri varmış bizim tütünün fındıgın yarısını hep o çalıyormuş.

Halkımız bizi anladığı zaman başımızda ne ali garşi kalacak nede onların belaları...

03 Haziran 2008 Salı

Lizbon stratejisinin iflasi :Kosova

Ülkemiz, acilmalar ve kapanmalarla süregiden politik rüzgarlardan olsa gerek,dünya gündemiyle haber ajanslari kadar ilgilenebiliyor. Su an söz konusu olan sadece Avrupa’daki kücük bir ül-kenin dogumu degil, ayrica „Düsük Yogunluklu bir Soguk Savasin“ son hamleleri...
Kosova diye bir bebek dogurdu bu Savas. Tip uzmani olmasada halkimiz sunu iyi bilir, Normal dogumlarda vücudun kendine gelmesi daha saglikli bir sekilde yürürken ,Sezaryenli dogumlarda bu sürec biraz daha uzun ve sancilidir. Sezaryen ,terim olarak adini Imparator Sezar döneminden alir. Ileri gelen öykülerinden biri, Sezar zamaninda hamileyken ölen kadinlarin bebekleri bu sekilde dogrulurmus. Simdi Avrupa’nin merkezinde, Dünyanin en zengin kursun madenlerinin stratejik kavgasininda ötesinde bir itibar kavgasina dönüsen bu Düsük Yogunluklu Soguk Savas,annesini kendi elleriyle öldürdügü bebege “yardim elini uzatiyor”.Bütün bir siyaset camiasi, bu sürecte Amerika-Rusya cekismesini takip ederken, Avrupa tüm cirpin-malarina ragmen Figüranliktan baska bir rol kapamadi. Oysa 23-24 Mart Lizbon toplantilarinin sonuc bildirgesinin 53-56 maddeleri Kosova icin düzenlenmis, Burada merkezi karar alma sürecine katilmada en önemli rolün oynanacagi bildirilmistir. Bu strateji toplantisinin ardindan, Avrupa ülkeleri 30 bin asker ve 800 polis egitmeniyle sürece hizli bir giris yapmis ,mali desteklerle ve Iltica haklariyla bunu hedefe yürü-müstür. Hatta son iki aya kadar Kosova karar-larinda etkin rol oynadigini sanmistir.Ancak sert dönülen virajlara karsi uzun kervaninin kuyru-gunu toparlayamayan Avrupa Birligi refleks gösterene kadar sürec tamamlanmis ,onlara ise yine artiklariyla yetinmek kalmistir. Son iki haftada ABD nin tanima sürecine katilmaktan baska hicbir karar alamamis olmanin verdigi hayretle sadece gelsimeleri takip ediyorlar.
Bu durum aslinda bilinen bir tespiti sadece dog-ruluyor ki; Lizbon Stratejileri aslinda ölü dogmus bir bebekti. Hicbir ciddiyeti ve gercekligi olmayan bir süreci Avrupa sadece 7 yildir rüya olarak var saniyordu. Kosova’da dogan bebek onlara gercek neymis gösterdi.Günaydin! Ülkemiz Disisleri yet-kilileride ülkenin sinir ötesini sadece savas alani görmeye basladiklarindan beri Figüranligi birakin perdeci bile olamayacaklari bir tiyatronun kapisinda Basrol icin dilekce veriyorlar.

Günes Operasyonu

Türkiye Silahlı Kuvvetleri aslında yıllardır fiilen bulunduğu ve sürekli olarak devam ettirdiği sınır ötesi harekâtı artik açıktan basın yoluyla, halka duyurarak yapıyor. Harekâtın ismi, Güneş Harekâtı… İsmini ise Piyade Onbaşının kızının isminden alıyor. Bütün Türkiye’nin “gözyaşlarıyla izlediği” ayakkabısız, çorabı yırtık yavrucağın ismi!
Ülkemizde oluşan sömürgeci Toplum sendromu son dönemde kendini Şahlanan Osmanlı Torunlarına bıraktı. Bu yolda ise alınan her karar mubah, canı yanan herkes “güneşli günler“ için birer sabır taşı olmaya başladı. İnsanlarımız kendi mutfaklarında yaşadıkları dertleri yoğun ‘istikrar ve ekonomi iyiye gidiyor’ propagandaları altında kabullenmek istemiyorlar. Yalnızlaştırılan toplum bireyleri bu sorunları sadece kendilerinin yaşadıklarını düşünmeye başlıyorlar. Sürekli yaşanan gündem değişiklikleri, asıl dertlerimizi perde arkasına itiyor ve bebenin çorabındaki yırtığın hesabı yerine, sanki bu zamana kadar çok iyi bir hayatı varmış da bu yetimlik onu bu hale getirmiş propagandası yapılıyor. Güneş çocuk’un çorabındaki yırtığın hesabini vermek yerine ona hiçbir imkân sağlayamayan babasının “katillerini“ öldürerek mi çorabın deliğinin yamanacağı düşünülüyor acaba? Ülkemizde dikey çelişkiler geriye itildikçe ne piyade onbaşıların kızlarının, ne de dağdaki Memo’ların kızlarının çorapları deliklerden kurtulamayacak. Oysa Yasa yapıcılar ve karar merkezini elinde tutan güçler bir yandan insanların baslarındaki açığı kapatmaya uğraşırken, diğer yandan bebelerimizin ayaklarındaki çorapların deliklerini büyütmeye çalışmaları tutarlı mıdır?
Tekel vb. kurumlar özelleştirilirken buradaki isçilerin çocuklarının hiç mi söz hakkı yok, onların çoraplarının deliklerini yaratan “katilleri” hangi sınırda bulup üzerine operasyon yapılacaksa, Güneş çocuğun babasının katillerini de aynı sınırda aramak gerekir. Ülke ciddi bir kaosa sürüklenirken ve Avrupa merkezli ciddi uluslararası krizler başlamışken, gündemi bu şekilde başka yöne çekmenin bir izahı olmalı tabii ki. Sosyal Güvenlik Yasası ve getirdiklerini kısa vadede sindiremeyecek olan insanlara sus payı verilmesi gerektiği belli oluyor. Bu uğurda mubahsa bu yaşananlar, yakında soframızda ekmek yerine Irak’a yapılan operasyonu yer, üstüne Türbanı çay diye içmeye başlamamız da abesle iştigal olmaz herhalde.


AKP ALLAH BELASNI VERSIN

Basina ve Kamuoyuna

Ülkemizde gün geciyorki bir zam haberi bir catisma haberi duyulmasin.Ancak gaflet halindeki isbirlikci iktidar
sanki Halkin hic bir sorunu yokmus gibi bize hergün kendi medyasindan "istikrar" ," demokrasi" söylemleri yapmayadursun.
Hergün daha karanliga dogru giderken Kendi demokrasicilik oyunlariyla mazlumu oynayan yürütme erk'i; Sonuna kadar camura
batmis verdigi tüm kararlari saibeli Yargi erk'i ve Ülkede sadece uyguladigi zulümle tanidigimiz Askeri Yönetim arasindaki
kaos ülkede mali dengeleri alt-üst ederken ,cimenler olarak biz ,Halk kitleleri pahalilasan hayata, birde siyasal istikrarsizligi
katmak zorunda kaliyoruz.

HALKIN BARINMA HAKKI VAR!

Kentsel dönüsüm adi altinda belli rant cevrelerini besleyen projeler yüzünden hergün evlerimiz basimiza yikiliyor. Bu insanlara
hic bir cözüm gösterilmeden kisin sogugunda ,yazin sicaginda caresiz sokaklar gösteriliyor,sanki suclu onlarmis gibi birde davalar
aciliyor haklarinda.Sosyal devlet anlayisini tamamen terketmis olan sistem sadece bu konuda Hükümeti -Yargisi-Jandarmasi bir fikir
hareket ediyorlar.Insanlarimiz ise coluk cocuk sokaklara mahkum ediliyor...

HALKIN SAGLIK HAKKI VAR!

Sosyal saglik sisteminde büyük vurgunlar yaparak,insanlari ise özel hastane vaadleriyle kandirarak ,daha büyük bir kaos un icine
sürükleyenler,birde bu sistemden kendileride magdur olan saglik emekcilerini,zor kosullarda hizmet veren doktorlarimizi hedef
göstererek,bizi birbirimize düsürüp kendileri icin bir cikis bulmaya calisiyorlar.Hastanede tedavi edilmeden geri gönderilenler
tedavi masraflarini ödeyemeyip rehin kalanlar! bu kadar olayin arkasindan yarim elma gönül alma misali telefonla aranip popülizm
rüzgarlari estriliyor.Izmir Dikili'de ucuza saglik hizmeti veren Belediye Baskani ise bu Hizmetinden dolay yargilaniyor ki buda iki
yüzlülügün bir baska göstergesidir.

HALKIN EGITIM HAKKI VAR!

Sokaklarimizi lalelerle döseyip-düsünenlerimizi F-Tipi hapishanelere kapatanlar,ülke ekonomisini bu sekilde zarara ugratanlar,egitim
kurumlarinda gerek kadrolasmalarla,gerekse de yetersiz kaynak sorunuyla ülke gelecegini kendileri gibi Karanliga sürüklüyorlar.
Üniversiteler ,Pasalarin kalesi, egitim kadrolari siyasal islamin yuvasi olmusken Bilimsellikten söz etmek kisin gölde ördek aramak gibi
olacaktir. Kayit dönemi Bakanlarin cikip ,kayit parasi alinmasin ,bedava kitap gibi söylentilerini ,Pratikte kaynak saglamadiklari
okullarda bagis adi altinda ögrencileri iclerinde ayrima siniflandiran bir gelir sürecine bogup, egitimin paralilastirilmasinda ahlaksiz bir oyun
oynuyorlar.


Iste bütün bunlar olup biterken ülkemizin iki kösesinde- Artvin'in sirin ilcesi Hopa'da ve Izmirimizin Dikili ilcesindeki Belediye
Baskanlarimiza yönelik gerek ahlaksiz hileli hukuki yollarla ,gerekse isbirlikci Fasist cetelerin saldirilariyla güzellestirilen
Sosyal belediyecilik anlayisi tasfiye edilmeye calisiyor.Fatsa'nin Devrimci Belediye Baskani Fikri Sönmez'in bize ögrettigi Bu 'Yol'da
ne batakliginizdaki Hukuk sisteminiz,nede azgin Fasist ceteleriniz bizi geri cevirebilir.Cünkü tarihtede söyledimigiz gibi

"Biz bu Yol'a dönmeye degil Ölmeye geldik"

Devrimci Genclik olarak bu Saldirilara karsi simdilik uyari niteliginde Ak-Parti Isparta il Teskilati Sitesine el koyuyoruz

Halkimiz kazanacak
parasiz egitim parasiz saglik
Kahrolsun Fasizm
Yasasin Halklarin kardesligi


Devrimci Genclik