Türkiye Silahlı Kuvvetleri aslında yıllardır fiilen bulunduğu ve sürekli olarak devam ettirdiği sınır ötesi harekâtı artik açıktan basın yoluyla, halka duyurarak yapıyor. Harekâtın ismi, Güneş Harekâtı… İsmini ise Piyade Onbaşının kızının isminden alıyor. Bütün Türkiye’nin “gözyaşlarıyla izlediği” ayakkabısız, çorabı yırtık yavrucağın ismi!
Ülkemizde oluşan sömürgeci Toplum sendromu son dönemde kendini Şahlanan Osmanlı Torunlarına bıraktı. Bu yolda ise alınan her karar mubah, canı yanan herkes “güneşli günler“ için birer sabır taşı olmaya başladı. İnsanlarımız kendi mutfaklarında yaşadıkları dertleri yoğun ‘istikrar ve ekonomi iyiye gidiyor’ propagandaları altında kabullenmek istemiyorlar. Yalnızlaştırılan toplum bireyleri bu sorunları sadece kendilerinin yaşadıklarını düşünmeye başlıyorlar. Sürekli yaşanan gündem değişiklikleri, asıl dertlerimizi perde arkasına itiyor ve bebenin çorabındaki yırtığın hesabı yerine, sanki bu zamana kadar çok iyi bir hayatı varmış da bu yetimlik onu bu hale getirmiş propagandası yapılıyor. Güneş çocuk’un çorabındaki yırtığın hesabini vermek yerine ona hiçbir imkân sağlayamayan babasının “katillerini“ öldürerek mi çorabın deliğinin yamanacağı düşünülüyor acaba? Ülkemizde dikey çelişkiler geriye itildikçe ne piyade onbaşıların kızlarının, ne de dağdaki Memo’ların kızlarının çorapları deliklerden kurtulamayacak. Oysa Yasa yapıcılar ve karar merkezini elinde tutan güçler bir yandan insanların baslarındaki açığı kapatmaya uğraşırken, diğer yandan bebelerimizin ayaklarındaki çorapların deliklerini büyütmeye çalışmaları tutarlı mıdır?
Tekel vb. kurumlar özelleştirilirken buradaki isçilerin çocuklarının hiç mi söz hakkı yok, onların çoraplarının deliklerini yaratan “katilleri” hangi sınırda bulup üzerine operasyon yapılacaksa, Güneş çocuğun babasının katillerini de aynı sınırda aramak gerekir. Ülke ciddi bir kaosa sürüklenirken ve Avrupa merkezli ciddi uluslararası krizler başlamışken, gündemi bu şekilde başka yöne çekmenin bir izahı olmalı tabii ki. Sosyal Güvenlik Yasası ve getirdiklerini kısa vadede sindiremeyecek olan insanlara sus payı verilmesi gerektiği belli oluyor. Bu uğurda mubahsa bu yaşananlar, yakında soframızda ekmek yerine Irak’a yapılan operasyonu yer, üstüne Türbanı çay diye içmeye başlamamız da abesle iştigal olmaz herhalde.
Ülkemizde oluşan sömürgeci Toplum sendromu son dönemde kendini Şahlanan Osmanlı Torunlarına bıraktı. Bu yolda ise alınan her karar mubah, canı yanan herkes “güneşli günler“ için birer sabır taşı olmaya başladı. İnsanlarımız kendi mutfaklarında yaşadıkları dertleri yoğun ‘istikrar ve ekonomi iyiye gidiyor’ propagandaları altında kabullenmek istemiyorlar. Yalnızlaştırılan toplum bireyleri bu sorunları sadece kendilerinin yaşadıklarını düşünmeye başlıyorlar. Sürekli yaşanan gündem değişiklikleri, asıl dertlerimizi perde arkasına itiyor ve bebenin çorabındaki yırtığın hesabı yerine, sanki bu zamana kadar çok iyi bir hayatı varmış da bu yetimlik onu bu hale getirmiş propagandası yapılıyor. Güneş çocuk’un çorabındaki yırtığın hesabini vermek yerine ona hiçbir imkân sağlayamayan babasının “katillerini“ öldürerek mi çorabın deliğinin yamanacağı düşünülüyor acaba? Ülkemizde dikey çelişkiler geriye itildikçe ne piyade onbaşıların kızlarının, ne de dağdaki Memo’ların kızlarının çorapları deliklerden kurtulamayacak. Oysa Yasa yapıcılar ve karar merkezini elinde tutan güçler bir yandan insanların baslarındaki açığı kapatmaya uğraşırken, diğer yandan bebelerimizin ayaklarındaki çorapların deliklerini büyütmeye çalışmaları tutarlı mıdır?
Tekel vb. kurumlar özelleştirilirken buradaki isçilerin çocuklarının hiç mi söz hakkı yok, onların çoraplarının deliklerini yaratan “katilleri” hangi sınırda bulup üzerine operasyon yapılacaksa, Güneş çocuğun babasının katillerini de aynı sınırda aramak gerekir. Ülke ciddi bir kaosa sürüklenirken ve Avrupa merkezli ciddi uluslararası krizler başlamışken, gündemi bu şekilde başka yöne çekmenin bir izahı olmalı tabii ki. Sosyal Güvenlik Yasası ve getirdiklerini kısa vadede sindiremeyecek olan insanlara sus payı verilmesi gerektiği belli oluyor. Bu uğurda mubahsa bu yaşananlar, yakında soframızda ekmek yerine Irak’a yapılan operasyonu yer, üstüne Türbanı çay diye içmeye başlamamız da abesle iştigal olmaz herhalde.

0 yorum:
Yorum Gönder